14/11/2007 - Ölümüm Üstine Gece Mesaisi...
Canım burnumda, nedeni yok… ÜSTELİK sonum da yaklaşmakta. Olsun. Önemi yok bu hayal dünyasını seviyorum ben. Toz duman kaplı bu pusu bu yanılsamayı seviyorum. Başından beri dürüst olmadığım kendimi, kurduğum yalın ve biçare ilişkileri adını anmadığım onca yaşananı ve en önemlisi unutmaya çalışmayı seviyorum ben. Bunca zamanın ardında bıraktığı tozlu sayfaları, gün görmemişliğimi, görecek günümün olmayışını arada kalmayı seviyorum.
Ben hiçbir zaman ne olabileceğimi dinlemekten öteye gitmemiş çakıl taşıyım. Etrafında dolandığım onca kayadan ve kök salıp büyüyen ağaçlardan biraz farklıyım. Bir menşeim elbet var ama o kadar sürüklendim ki artık ben bile bilmiyorum ilk nerdeydim. Zaman içerisinde bir an nerde olduğumu ne yaptığımı hatırlamaz haldeyim. Yaşadıklarımı silmeye çalışmaktan yorgun düştüm. Anılarımı sevmiyorum, pişmanlıktan veya kötü olduklarından değil. Doğru gelmediklerinse hele hiç. Bağlanmak derdim, hissetmek, önemsemek ve önemsenmek en çok korktuğum ve kabuslarına yattığım.
Acının çok halini gördüm ben. Dönüşü olmayan vedaları, dönüşü olmayan yola girip edilen vedaları, haylazlığı, çaresiz dertleri ve umarsız insanları….
Acı değil derdim, ya da içimde barındırdığım şizofrenin yaşama bakış açısı… Çokken yok olmaya paranoyaya ve hatta ıstıraba alışık bünye bu saatten sonra bunların hiç biri öldürmez beni. Üç beş dakikalık yaşam mesaisi içinde birine dair rol yapmak seviyor olmak, kurşun geçirmez yelek giyen adama kurşun sıkmak gibi. Yaralamaz, sarsar en fazla, kafama denk gelmedikçe tabi…
Ölememek ve ölmek istemek saplantılı bir ruh hali, tamamlanmayı aramak bende. Çocukça, gaddarca ve belki de masumca. Ne olduğunu bilmediğim bir serüvenin kapılarını aralamaya cesaret etmek. Her şeye rağmen. Hani herkes her şeye rağmen yaşar ya, bende ölebilsem her şeye rağmen. Hiçbir şey uğruna yaşamaktan zevk almadım ben. Ve zevk kelimesi mide bulantısının hasını getirir soframa. Kaldıramaz midem. Kusmayı bilmem üstelik. Kuru öğürtü benimkisi. Yoksa cahil cesaretini göstermez miydim bunca zaman içinde...
Evrime inanırım ben halbuki. Sakat nesillerin dünyaya gelmemesi için ürememem lazım bilirim. Hastalıklı düşünceler sararsa dünyayı nicedir suya sabuna el sürmeden yaşayanların hali. Oysa birileri mutlaka temizlemeli ellerini. Titizliğinden falan değil, yaradılış mı dersin huy mu dersin anormallik mi dersin bilemem. Bildiğim ben böyleyim.
Ölüme aşık. Yaşamak kadar güzel olduğunu söyleyebilen ve başkalarının ölümünü kıskanacak kadar kör. İhtimali bile ürpertiyor beni. Bir başkasının ölümü. Gerçi bir ara husumet vardı aramızda, önüme geleni öldürmeye niyetliydim. Sırf aldatabilsin ölüm beniydi dertlerimin en büyüğü. İlk kurşunu sıkamadım, daha doğrusu ölümü gerdeğe kendi elimle sokamadım. Yoksa gelmez miydi peşi sıra gerisi. Varmaz mıydı ölüm de hazzın doruklarına, doymaz mıydı tokluk nedir bilmeyen hırsı.
Tadını çıkarmıyorum ve hastalıklıyım değil mi. Senin uydurman onlar. Ya da kimin aklının altından geçiyorsa öldüreyim Freud’la bir görüşsün. Benimle ilgili değil çünkü derdi ve ne yazık ki bende değil hastalığının tanısı.
Ölmeyi arzulamak beraberinde getirmez ki kişisel veya toplumsal zararı… İntihara meyilli bir kişilik değil ki benimkisi. Ama merak kadar basit de değil ne yazı ki. Bela aranmak olsa olsa veya Tanrıcılık oynamak…
Ne felsefe ne de psikoloji bilgim yetmez durumu anlatmaya. Çünkü ne sığ bir kurtuluş fikri var aklımda ne de yeni bir başlangıç. Cehennemde de ateşin beklediğini düşünmüyorum beni. Ateşi severim ben. Tanırının cezalandırmak için bin bir yönteminden sadece biridir ateş. Yoksa Tanrıyı insan gibi yaratıcılığın kendisinden korkan ve nasibini almamış biri mi zannettin.
Hayatım boyunca, hiçbir zaman avcı olmadım aleni ve sakatlanan biri olarak av olduğumun bilincindeydim hep. Ve bilirim yine her avın bir sonu vardır, zamanı gelince hepsi kaderine boyun eğer. Kimi güle oynaya kimi istemeye istemeye.
Alışılmadık ve farklı gelecek olan budur belki insanlığa, ötenaziden hakkı değil istediğim. Bilinçli olarak ölmenin tadını çıkarabilmek derdim sıkıntım. Belki parçası saydığım için yaşamın belki de gidenleri unutamadığım için.
Kim bilir hancı geçen hayatımda tek yolcu olacağım ve uğurlanacağım mesainin bu olmasını istediğim içindir belki de…
Ama bir farkla tabi, bütün yolcular bilir trenlerin, uçakların, gemilerin kalkış saatini. Nereye gideceğini, nasıl bir yolculuk geçireceğini. Benimkisi bana sürpriz bir mesai. Ama ilk yolculuk için bu da çok normal değil mi….
|