16/9/2008 - üye girişi-1
Hiçbir neden egodan daha geçerli ve hiçbir acı narsisin nasırı kadar keskin değil bu günlerde Masada yara almadan oturmak bir daldan diğer dala geçerken kelimelerin kudretiyle başını döndürmeyi becermek yandaşı olduklarımın, EE kimi aşkla sarhoş olmak ister, kimi erdemle, kimi sarhoş doğar, birde benim gibiler varda arda kalan şarap sevmeden şarapçı olanlar, rakı masası muhabbetini torpillilerinin arasından yükselerek bulacağını ümit edenler izmarit kovalayanlar, yavşaklar ve karın ağrıları… Neyi ne kadar bildiğim sorusuna gelince lâinlerdenim ben, doğuştan getirdiğim gen havuzum defolu ve kısa kollu Eğlenilecek veya evlenilecek sınırın yanından bile geçmiyorum üstelik Her şeyi bıraktığında sana geri dönen yalnızca kendin olur ama umarım iyi olur, kendin sana dönünce geriye pek bir şey kalmıyor önemsenecek mütalaa edilecek ya da çekip gidilecek... Sinirimin hangi zamanlarda zıpladığını inan keşfedemiyorum çoğunlukla ve zaman üstümden akıp giderken mide bulandırıcı hızı ile, öfke selleri de bendimi aşıyor, durumdan dolayı attığım kahkahalarda önemsiz ve gereksiz bir yıpranma içinde buluyorum kendimi, sarhoş olunca geçer sanıyorum, geçmiyor bu ara… Her durumda yapılacak en iyi ikinci şeyi söylemek söz konusu olduğunda işemekle içmek arasında kalıyorum, sindirim yolumun boşaltım yoluna bağlı olmasıyla çözüyorum sıkıntımı ikisi de aynı şey aslında bir difüzyon her şeyi halleder tıpkı cinnet gibi… Hırslarıma yenik düşmeye yakın intiharı övüyorum, major depresyonlulara selam olsun, ama ben ölmeyi sevdiğimden yaşamayı kucaklayanlardanım, intihar etmek gibi bir kaygım her insandaki kadar yani sadece kıçım sıkışınca… İnsanlar bilinçleri ile bana yaklaştıklarında zavallı acınacak halde ama akıllı bir adam görüyorlar, bilinçaltları ise tehlikenin ve yapabileceklerimin farkında çoğunlukla bu yüzden kimsenin sözümün üstüne söz söylememesi gibi bir durum var. Kaldı çoğunlukla insanlara dillendiriyorum her şey gibi bunu da saçmaladığımı düşünüyorlar, ya da alkolden ne dediğimi bilmediğimi, neyse onlar için zor bir durum, insanın bilincinin ya da bilinçaltının elinin kolunun bağlanması öyle her durumda yara almadan geçilip gidilecek bir olay değil sonuçta… Şimdi ise acıyorum kendime, insanlara acıyabilme kerametini göstererek insanları hayatımdan elimin tersi ile iterek beceriyorum bu eylemi. Öyle çok kolay bir denge değil bu aslında, büyük lafların arkasında küçücük bir yürek taşımadan insanları sevmeye kendini zorlamak benimkisi. Mümkünse alışkanlık haline getirip, bağımlılık yaratarak bu durumda hissediyormuş gibi yaşamak. Küçük insanlar görürken bir gözüm, diğer gözüm onları büyütüyor iyiden iyiye. Ve her ne kadar can sıkıcı olsa da bu paradoks kendi paranoyasının içinde yoktan var edebiliyor bir insanı ve etrafındaki herkesin onu adam yerine koymasını sağlayabiliyor. Anlamlar yüklemek, alışkanlıkların peşi sıra saçmalamak ve hatta gözden düşen olup acımak adına yapılabilecekleri göze almak başka bir statükonun ya da başka bir histeri nöbetinin sonucu. Kaybeden olmak. Acınmadan alışılabilmek için gurur denilen uyuma duyma ve anlama durumundan öte bir yerde gurulu bir şekilde bakabilmek insanlara. Çok karışık değil aslında. Ne olmadığın gibi olurken ne olduğunu sezdir, bu durumda karşı tarafın anlayıp anlayamamasıyla eğlen. Anlayabilecek kapasitesi var ise bir sonraki aşamaya geç neye güldüğünü paylaş, anlayıp anlamamasını önemseme, o nokta kurtarılmış bir toprağın üzerinde mi duruyorsun yoksa hayatının içinde karşına çıkan neden soluk alıp verdiğini bilmeden bir reflekse tekabül eden bir yüze mi bakıyorsun zaten anlarsın. Hoş böyle durumlarda can sıkıntısı tavan yapabiliyor, egodan bağımsız bir şekilde iyinin ve kötünün ötesinde, mahalle karısı ağzıyla dedikodu yaparken bulabiliyorsun kendini, bu da basamak konusunda eleştirdiğin ve sığ diye addettiğin diğer yüzlerle arandaki derinin ne kadar incelebileceğini sana bir altarda sunuyor. Döngünün yedi, on dört ya da yirmi bir yılda tekrarlaması her basamağın evrelerinin aynı olmasından değil, basamaklar karşısındaki tepkinin değişmemesinden yani yükseklik korkusu ve aşağılık kompleksi arasındaki gelgitten kaynaklanıyor.
|